scattered letter tiles on textured surface

En Sevdiğin?

O kadar kolay sordular ki.

Cevap için hazırlandığımda, aynı kolaylık içinde idim. Sonra durdum birden.

Birden durmamı gerektiren bir durum vardı çünkü. Bir sürü kelime arasında gidip geldim sonra.

Yok gelmedim, gelemedim.

Gittiğim kelimelerin ülkelerinde kaldım. Sanırım bu da zorunlu bir kalıştı.

Dönüş hem zordu.

Bir kez daha seçmem gerekiyordu işte.

“Hocam, en sevdiğiniz kelime hangisi?”

Böylesi çetin bir soru ummuyordum doğrusu.

Benle akşama değin oyalandı, gölgem oldu, adım attığım yerde karşıma çıktı, meraklı meraklı baktı yüzüme soru.

Çok kelime düşündüm.

“Hah,” dedim bazıları için, “işte benim kelimem.” Beni en iyi ifade eden kelime bu.

Ben ve bu kelime yan yanayız, birbirimizi tamamlıyoruz. Sonra başka kelimelerle oynaştım.

Hep bir öncekinin tam da beni ifade edemediğini düşündüm.

Tutunduğum her kelimeyle sevinç patlamaları yaşadım, ardından hüzün bombardımanları…

İsmimin yanına yakıştırabileceğim kelime ne idi?

En sevdiğim kelime?

Ben sevmediğim bir kelime dahi düşünmemiştim ki sevdiğim kelimeyi bulaydım!

Şiirdeki sehl-i mümteni girdabına düştüm sanki. Kolay gibi görünen çetin bir soru.

Çok çetin…

Bir kelime dile getirebilirim.

Mesela “aşk” diyebilirim, ya da “hayal” veya “sükûn.” Mesele bir kelime deyip mevzuyu kapatmak değil.

Hangi kelimeye yapışsam boğazımda yumruk daha büyüyor. Diğer kelimelerle açılıyor aram.

Yok, buna gelemem.

Ben en iyisi, en iyi bildiğim davranışla susayım.

Ve “susmak” kelimesi demeyeyim bana en yakışan kelime diye. Sonra “gitme” alınır da “küskün” kalır yürek.

Yalnız…

“Yalnız”ı ne yapmalı, bilmem.

Sus, sus ya hû!

Bir Cevap Yazın