Ramazan Güzellemesi
Rivayet ederler ki vaktiyle her insanın göğsünde, kimselerin görmediği küçük bir saat bulunurmuş. Bu saat ne çarşıdan alınır ne ustaya kurdurulurmuş; kendi kendine işler, kendi kendine dururmuş. İşte Ramazan denilen o mübarek ay gelince, bu gizli saatlerin tik takı birden yavaşlar, hatta kimi gönüllerde büsbütün sükûta erermiş.
Ben bunu ilk ne vakit fark ettim, doğrusu bilmem.
Lakin her Ramazan yaklaşırken içimde tuhaf bir toparlanma başlar. Sanki dağınık duran kelimelerim usul usul dizilir, aceleyle atan kalbim biraz edep öğrenir. Dünya, bütün gürültüsüne rağmen, ince bir tülün arkasından görünür gibi olur. İşte o vakit anlarım ki zaman yine o eski terbiyesine çağrılmıştır.
Derler ki açlık, yalnızca mideyi yoklayan bir misafir değildir; asıl marifeti kalbin kapısını çalmasındadır. Nice tok insanlar vardır ki içleri bomboştur; nice açlar vardır ki gönülleri bir kervansaray kadar geniştir. Ramazan, insanın içindeki bu gizli odaları bir bir dolaşan sessiz bir bekçi gibidir.
Ben her Ramazan böyle olurum.
Sahur vakti, şehrin üstüne çöken o mahmur sessizlikte, dünyanın bütün telaşlarının biraz geri çekildiğini hissederim. Sanki sokaklar nefesini tutar, evler kendi içine çekilir. Bir bardak suyun camdaki titreyişi bile insana haddini bildirir. Çünkü o vakit anlaşılır ki hayat, sandığımız kadar gürültülü bir şey değildir.
İftar yaklaşırken başka bir hâl gelir.
Güneş, Erciyes’in ardından çekilirken — ki her çekilişinde sanki eski bir defteri kapatır — insanın içindeki bekleyiş koyulaşır. Sofra henüz kuruludur ama asıl hazırlık görünmeyen yerde yapılır: sabırda. Çünkü Ramazan’ın en eski sırrı şudur der büyükler: Beklemeyi bilmeyen, nimetin tadını bilmez.
Ben buna inanırım.
Toprak nasıl martta usulca kabarıyorsa, insan da Ramazan’da öyle kabarır içinden. Gürültüsüz. Gösterişsiz. Ama kökten. Ve her sene, tam unuttum sandığım yerde, içimde ince bir ses yeniden söyler:
Vakit yine daralıyor ey kalp.
Yükünü hafiflet.
Sözünü incelt.
Lokmanı küçült.
Gönlünü büyüt.
İşte o zaman anlarım ki Ramazan, yalnızca gelen bir ay değil; insanın içine kurulan eski bir nizamdır.
Ve ben her Ramazan, sanki uzun bir yolculuktan eve dönmüş gibi olurum.

